Savcılığa verilen şikâyet dilekçesinde kullanılan ifadenin anayasal şikayet hakkı sınırlarını aşması



HAKSIZ ŞİKAYET SEBEBİYLE MANEVİ TAZMİNAT

Eldeki davada davalının şikâyet dilekçesi içeriğinde kullandığı ifadelerin ve suç isnatlarının anayasal şikâyet hakkının sınırlarını aşan ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir nitelik taşıdığı hususunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Öte yandan davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarına bakıldığında olay tarihi, taraflar arasındaki olayların gelişim şekli, davacının öz dayısı olan davalı ile dava dışı kişiler arasındaki anlaşmazlıklara sebep olan ve davaya konu şikâyet dilekçesi öncesinde taraflar arasında yaşanan olaylar ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğu kanaatine varılmıştır.

TMK.4, 24 TBK.56, 58


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:


Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda,

Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.05.2011 gün ve 2009/45 E., 2011/187 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 03.12.2013 gün ve 2013/13564 E., 2013/18956 K. sayılı kararı ile,

"...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı ...’nun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava, haksız şikayet ve hakaretten kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı ve vekillik görevini yürüttüğü müvekkilleri arasında karşılıklı olarak açılmış pek çok dava bulunduğunu, bu nedenle davalının kendisine karşı husumet beslediğini, Hatay ve İskenderun Cumhuriyet Başsavcılıklarına vermiş olduğu şikayet dilekçesinde kendisini çıkar amaçlı suç örgütü oluşturmak, hırsızlık ve evrakta sahetecilik suçlarıyla itham ettiğini, ağır hakaretlerde bulunduğunu iddia ederek kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğradığı zararın davalıdan tazminini talep etmiştir. Davalı, hak arama özgürlüğünü kullandığını beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalı tarafından kullanılan ifade ve ithamların davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.

Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Davaya konu olan olayda; olay tarihi, taraflar arasında öncesinde yaşananlar ve hadisenin gelişim şekli ile yukarıdaki ilkeler gözönüne alındığında, hükmedilen manevi tazminat fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir..."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı kendisinin öz dayısı olan davalı ... ile dava dışı Taha Veysoğlu, Semiramiz Şahin, Sena Sabah Toker ve Serap Cezayirlioğlu arasında karşılıklı açılmış birçok dava bulunduğunu, bu davalarda kendisinin Taha Veysoğlu, Semiramiz Şahin, Sena Sabah Toker ve Serap Cezayirlioğlu`nun vekili sıfatıyla avukat olarak görev yapması nedeniyle davalının kendisine husumet beslediğini, haksız suç isnatlarında bulunarak yıpratmak ve üzmek istediğini, kendisini baskı altında tutarak görev yaptığı camiada küçük düşürmeyi ve bu yolla mahkemeleri etkileyerek davalara istediği gibi yön vermeyi amaçladığını, davalının Hatay Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 19.09.2002 tarihli şikâyet dilekçesinde kendisine, babasına, müvekkillerine ve dosyadaki tanıklara hakaret ettiğini ve iftira attığını, kendisini çıkar amaçlı örgüt oluşturmak, hırsızlık, sahtecilik vs. ile suçladığını, bu şikâyet üzerine ifade vermek zorunda kaldığını, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonunda hakkında takipsizlik kararı verildiğini, davalının takipsizlik kararına itiraz ettiğini, itirazının İskenderun Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı tarafından reddedildiğini, davalının şikâyet dilekçesinin içeriğinde ve 31.10.2002 tarihinde İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğu ifadesinin içeriğinde kullandığı ifadelerle kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, her hâliyle gerçek dışı olduğu açıkça belli olan bu çirkin iftira ve söylemler nedeniyle manevi zarar gördüğünü ileri sürerek 60.000,00 TL manevi tazminatın 19.09.2002 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Hatay Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği şikâyet dilekçesinde, davacı ile ilgili bütün yazdıklarının doğru olduğunu, davacıya husumet beslediği iddiasının doğru olmadığını, kendisinin 70 yaşında bir profesör olup davacının annesinin en büyük ağabeyi olduğunu, şikâyetinde haklı olduğunun ceza mahkemesinin kararı ile ortaya çıktığını, davacının müvekkillerinin sahtecilikten suçlu bulunduğunu, kendisinin şikâyeti üzerine davacı hakkında yapılan soruşturmada davacının avukatlık kisvesine bürünüp yaptıklarını avukatlık görevi olarak gösterdiğini ve Cumhuriyet Savcısı dosyayı dikkatle incelemediği için davacının sahte senedin tanziminde rolü olduğunu gösteren belgeyi görmediğini,  bu nedenle davacı hakkında takipsizlik kararı verildiğini, şikâyet dilekçesindeki ifadelerin hakaret niteliğinde olmadığını, taşınmaz hisselerini elde etmek için sahte senet düzenleyen kişilerin bu belgeyi düzenleyebilecek hukuki bilgileri olmadığından davacının ve babası avukat M. Ş.’in katkı ve destekleri ile düzenlendiğini düşündüğünü davacıyı bu nedenlerle şikâyet ettiğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Mahkemece davalının 31.10.2002 tarihinde İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinin şikâyet hakkının kullanılması niteliğinde olduğu ve manevi tazminatı gerektirmediği, davalının 19.09.2002 tarihli şikâyet dilekçesindeki beyanları ile davacı hakkında ithamlarının incelenmesinde ise, davacının çıkar amaçlı çete örgütü lideri olduğuna ve sahte senet tanzimi suçuna iştirak ettiğine dair müştekinin soyut iddialarının haricinde herhangi bir delil elde edilemediğinden takipsizlik kararı verilmiş olması, mahkûmiyete yeterli kesin delil olmasa bile yeterli emare de bulunmayıp, bu konuda herhangi bir delil elde edilemediğinin ek takipsizlik kararı ile gerekçelendirilmesi, yine davalının eğitimi, mesleği ve kariyeri itibariyle de şikâyet hakkını kullanabilmesi için dilekçede yazılan türden beyanlarda bulunmasının zorunlu olmaması karşısında, özellikle "davacının çıkar amaçlı çete örgütü lideri olduğu, bu çetenin organize eylemlerine katıldığı, bu çerçevede müştereken sahte senet tanzim ettiği, başka kişilere karşı da suç teşkil eden eylemlerde bulunduğunun ortaya çıkabileceği, düşünmeden soygun yoluyla kolay para kazanma ihtirası ve cesaretinin sanıklara böyle bir teşebbüsü yaptıracağı, akılsızca, idraksizce, gerçekle ilgisi olmayan acele sahte senet tanzim ettiklerinin kanıtı olduğu..." yönündeki davalı beyanlarının anayasal şikâyet hakkının sınırlarını aşan bir nitelik taşıdığı, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulması gerektiği, manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların eğitim ve mesleki durumları ile ekonomik ve sosyal durumları, haksız eylem teşkil eden beyanların sarf edildiği yer ve amaç ile sözlerin ağırlığı, tarafların akrabalık durumları, manevi tazminatın amacı, bir taraf için zenginleşmeye, diğer taraf için fakirleşmeye sebebiyet vermeyecek olması hususlarının birlikte değerlendirildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın 19.09.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davacının ve davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, davalının 19.09.2002 tarihli şikâyet dilekçesi ve 31.10.2002 tarihli ifadesi nedeniyle Hatay 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/199 E. sayılı dosyası ile hakaret suçundan açılan kamu davasının henüz kesinleşmediği, BK’nın 53. maddesine göre ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararının hukuk mahkemesini bağlayacağı, bu nedenle davalı hakkındaki ceza davası beklenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece bozma kararına uyularak, Hatay Asliye 3. Ceza Mahkemesinin 2005/199 E. sayılı davasının sonucu beklenmiş, ceza mahkemesince sanık ... hakkında müşteki ...`e hakaret suçundan verilen beraat kararının 29.12.2010 tarihinde kesinleşmesi üzerine dava konusu dilekçe ve beyanların davalı tarafından verilmesinin ihtilaflı olmadığı, eylemin ceza hukuku açısından suç teşkil etmediğine dair beraat kararının Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi gereğince hukuk mahkemesini bağlamayacağı sonucuna varılarak ve önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın 19.09.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece hükmedilen 5.000,00 TL’lik manevi tazminatın fazla olmadığı, eylem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ulaşacağı değerin dahi her iki tarafın ekonomik durumu göz önünde bulundurulduğunda cezalandırma amacı veya zenginleşme aracı teşkil etmeyeceği, daha düşük bir manevi tazminata hükmedilmesinin manevi tazminatın amacına ve adalet ve hakkaniyet prensiplerine uygun düşmeyeceği belirtilerek ve önceki karardaki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık:


davalının haksız şikâyet teşkil eden eylemi ve şikâyet dilekçesi içeriğinde kullandığı ifadeler nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarının fazla olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, konuya ilişkin yasal düzenleme ve ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”                             hükmü yer almaktadır.

Dava konusu haksız eylemin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Şahsi Menfaatlerin Haleldar Olması” başlıklı 49. maddesinde ise; “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.”                                          düzenlemesine yer verilmiştir.

Karar tarihinden sonra 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesinde de: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”                               şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58.) maddeleri ile koruma altına alınan kişilik hakları, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.

Görüldüğü üzere, BK`nın 49. (6098 sayılı TBK’nın 58.) maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.

Burada kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Ancak kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. BK`nın 49. maddesi genel bir düzenleme olup, öngördüğü koşullar gerçekleştiğinde, ruhsal uyum dengesi sarsılanın, kişilik değerlerine saldırı nedeniyle manevi tazminat isteyebilmesi olanağı vardır.

Manevi tazminat isteminin temelinde, davalının haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere haksız eylemin unsurları hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunmasıdır.

Öte yandan, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 47. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği, 22.06.1966 tarih ve 1966/7 E., 1966/7 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hâl ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Yine Borçlar Kanunu’nun 47. (Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesi hükmüne göre, hâkimin özel hâlleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Hâkim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hâl ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O hâlde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut durumda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde;

Davacının avukat olup, davalı ile dava dışı kişiler arasındaki birçok davada karşı taraf vekili olarak görev yaptığı, davalının Hatay Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 19.09.2002 tarihli şikâyet dilekçesi ile davacının çıkar amaçlı suç örgütü lideri olduğunu ve sahte senet tanzimi suçuna iştirak ettiğini iddia ettiği, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonunda hakkında müştekinin soyut iddiaları dışında herhangi bir delil elde edilemediği gerekçesiyle ek takipsizlik kararı verildiği, davalının takipsizlik kararına itirazının İskenderun Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı tarafından reddedildiği anlaşılmaktadır.

Eldeki davada davalının şikâyet dilekçesi içeriğinde kullandığı ifadelerin ve suç isnatlarının anayasal şikâyet hakkının sınırlarını aşan ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir nitelik taşıdığı hususunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Öte yandan davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarına bakıldığında olay tarihi, taraflar arasındaki olayların gelişim şekli, davacının öz dayısı olan davalı ile dava dışı kişiler arasındaki anlaşmazlıklara sebep olan ve davaya konu şikâyet dilekçesi öncesinde taraflar arasında yaşanan olaylar ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğu kanaatine varılmıştır.

Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu durumda direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 13.06.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 13.06.2018 E.2017/1369 - K.2018/1194

228 görüntüleme0 yorum